Âşık ile Maşuk
Önce çalsın arkada:
Portico Quartet - Prickly Pear
Size tozlu raflardan bir bilgiyle gelsem.
“Müjgan kim kardeşim, karıştırma şimdi başka kadını.” deseniz siz de.
Çoğu insan dikkat kesilmez ama çalgı çengi kültürümüzün en güzel eserleri, yine en kıymetli şairlerimizden ya da önemli eser çevirilerinden çıkma. Fark edince gelen “aaa, o mu yazmış yav?” şaşkınlığıyla, öğrenilen bilgiler daha tatlı hale geliyor. Attila İlhan; Gezmiş, İnan ve Aslan’ın idam kararını duyduğu radyoyu dinlerken, Karşıyaka vapurunda yazıyor bu şiiri. Öğrenince ben de dedim, “hayda, nereden nereye.”
Herkesin hayatında kritik bir ya da birkaç eşik olur. Benim kritik eşiklerim epey var, bazen saymasam daha iyi diyorum. Hatta çoğu zaman, asıl yeni bir eşik atlamazsam tepetaklak olacağım gibi geliyor. Mahur besteler arka planımda hep çalar durur yani. Ön planımda 9/8’lik çalmasını mümkün kılan şey, mahur bestelerin yoğunluğu belki de. Oksimoron işini, hep sevmişimdir bu yüzden.
“Kim bu Müjgan?” dedim, hepimize ortak oluyor bu beste çalarken. Farsça, kirpik demekmiş meğer. Kıymetli bir atfedilişle, hepimizi dumur eden bir gerçek var ortada artık. Müjgan, sen hepimizin zihninde canlanan o kadın değilmişsin. Sen, müziğin etkisiyle sürüklenen, belki içimize belki meydanlara akıttığımız yaşlarımızın çarptığı ince, uzun, kısa, renkli, soluk, cansız, kıvrık o duvarmışsın ve aslında birer birer hepimizi kastetmişsin.
Edebiyatın acı tatlı tesirini düşünürken, hudutsuz bir kültürün bizlere müziklerle ince ince işlenişine hayran kaldım yine. Bahçede yalnız kalan acı yellerin yerini doldurmak için başka bir müziğe yöneldim.
Süheyla, Eleni, Melahat ve son olarak da Mualla’yı gözüne diken Levent Yüksel, malum şarkı ile odaya dolmaya başladı. “Irz düşmanı bunlar” diye sinkaflı bir lafa girecektim ki, şiirin sahibi Orhan Veli çıktı. E peki, tamam. Yeter ki onursuz olmasın o halde. Orhan Veli Kanık > Dedikodu girişini yaptım. Kimsecikler öğrenmesin diye kısıtladığı apansız ilgisini, Mualla’ya abla diyerek maskeleyen Kanık, maskelediği bu aşkı bir diğer gizli aşkının baskısıyla içine gömüyor. Maskelemesindeki sebeplere üzülüp, lokal bir empati hissederken aniden ortaya çıkan yeni bir gizli aşkın varlığı ile onursuz oluyor aşk. Nazım Hikmet başını uzatıyor ve ortak sesimiz oluyor; “Orhan’cığım, paşam, e sen de herkes gibiymişsin.”
Bir sarmalın içinde kahkahalarla kaybolduğunu hissediyorum.
Şarkılar, romanlardan daha çok düşündürüyor ve zorlamakta her seferinde.
Kaçıyorum uzaklara.
Penceremden yemyeşil uzanan Kıbrıs ağaçlarıma bakıyorum.
Sayısız, göğe doğru.
Of, Turgut Uyar.
İnan, hiç sırası değil.



Yorumlar
Yorum Gönder