8
Önce çalsın arkada:
Felicia - Antoine Pepe
Wicked Dreams - Rhye
Refuge - Mammal Hands
Flowers for Vases - RKCB
Bonus : The Thrill is Gone - B.B King
“Canını mı sıkıyor, omuzlarına dert mi yüklüyor?Seni bazen ağlatıyor mu, yönsüz mü bırakıyor? Çözülemeyecek bir şey değil bu.Ya sabır çekeceksin, çizeceksin üstünü.”Babamdan bana bu sözler, ihtiyacım olan her yerde ve her zaman.
—
![]() |
| Atina. Bekleyen. — |
Yönümü bulamadığım bir zaman dilimindeyim. Yapmak istediklerim çok, yolum da buna paralel. Eğri büğrü ya da düz ve yokuş. Taşlı engebeli, çiçeklerle meyvelerle bezeli. Hangisine adım atarsam atayım bir bölümünde zıttıyla karşılacağım malum. Yönsüz de olsa, yollarım var, tutunuyorum.
Hepimizin hiç karar veremediği ya da onlarca karar arasında seçimsiz kalıp kendini terk ettiği kara günleri olur. Eskiden olsa, hemen neşeli günlere koşmak, hakiki bir pembeden hayallerle bezenmek isterdim. Evet, insanoğlu bunu hep arzular; her günün cennet tasvirine eş olduğu, dünyanın tüm nimetlerinin önümüze bereketle sunulduğu bir alem. Günler birbirini kovalayacak, biz de kırlarda arıların, küçük köpek yavrularının, sevdiğimizin, çiçeklerin peşinde koşacak ve kovaladığımız her gün için biraz daha genç hissedeceğiz. Bu tasvire en yakın hikaye Heidi’de var ve onda bile Ernst dedenin yaşlanmış yüzü, tekerlekli sandalyede bir Clara ve vakti zamanında onu bırakacak bir Peter detayı hepimizin zihninde. Clara bale yapmaya başlayacak, Peter babasına kavuşacak, Heidi okula gidecek. Yani, biz neticeye odaklanalım bu hikayede yine de.
Mutlu sonlar, vardır.
-
Tahayyül ettiğimiz alemin en cezbeden yanı haliyle hiç bitmeyecek olması ve içine ne koyarsan koy asla dolmaması. Aklını ve ruhunu idare edebildiğin her an, üst üste ya da sırt sırta ne hayal eklersen ekle, vizyonunun sınırları daralmıyor ve aksine sen kendini daha çok var ediyorsun. Ancak bir sıkıntımız var. Hayalsiz yaşayamayan insanın en büyük handikapı da bu hayallerin ayaklarını yere bastırmadan sadece orada var etmesi, yalnızca buna gücünün yettiğini düşünmesi.
—
Çok hayal kuruyorum. Bana her zaman sorarlar, “şu an ne düşündüğünü o kadar merak ediyorum ki, ne var aklında?” Zannediyorum bakışlarım aklımın içinde dönen denklemlerin yoğunluğu karşısında sabit ve dengede kalamıyor. Düşünürken bir poker oyuncusundan farksız olduğumu sanırdım halbuki. Ki bu konuda, yani duygularımı açığa çıkarmama konusunda, eğer yapmam gerekiyorsa, gerçekten çok iyiyimdir.
Kurduğum hayallerin kaçta kaçını gerçekleştirebildim? Yarısından azını. Hayal ederken kayan odağım, hayalimde olmayan şeyleri gerçekleştirmeme vesile oldu ve oluyor çünkü. Hayatın biz planlar yaparken başıma ördüğü çorapların sayısı, hiç umulmadık meblağlara geldi. Bazen bu durumun katlanarak büyüyen etkisini ben de şaşkınlıkla ama kendime bile çaktırmadan izlemeye çalışıyorum. “Bugün güzel bir banoffee pie yapayım, üstüne de fındıklı bir mereng yapsam lezzetli olur mu acaba” diye kurduğum ve en sonunda midemde şölene dönüşen bir tatlının hayaliyle başladığım günün sonunda, kendimi Fransa’da ünlü bir aşçının yanında mereng yaparken bulabiliyorum. Oysa hayal ettiğim bu değildi. İyi ki de değildi. Bazen hayatın yumuşak elli silüeti sizi yakalar, kollarınıza değdi mi değmedi mi anlayamayacağınız bir temasla dokunur ve gözleriniz kapalıymış da sizi sürpriz bir yere götürüyormuş gibi alır ve olması gereken yere bırakır. Gözlerinizin kapalı olduğunu da siz, şanslıysanız birkaç yaş daha aldığınızda anlarsınız. Soramazsınız neden diye, hakkınız var mı bu düzene hesap sormaya?
—
Hayal kurmanın enfes doyumu insanı biraz küstahlaştırıyor. “Bunu da istiyorum, bunu da! O da olsun, bana yakışır bu, bir de şöyle bir an yaşasam, yanımda da şu kişi olsa. Of, bu iş tam benlik. Yapacağım, gideceğim, yaşayacağım!”
Ne tutuyor seni?
Para mı?
Ailen mi?
Arkadaşların mı?
Ne tutuyor seni?
Yoksa, sen mi?
Onu da iste, diğerini de.
O da olsun, sana yakışır.
Bir de öyle bir an yaşa, yanında da isterse eğer, o kişi olsun.
O iş tam senlik.
Yapacaksın, gideceksin, yaşayacaksın.
Hepsinden de çok şey öğreneceksin.
Hayat, iki gözünün penceresine sığdırdığın her şeyden ibaret. “Her şey” senin için ne ifade ediyorsa, o içi boş düşünce balonuna ne sığdırmak istiyorsan renklendir işte. Ne tutuyor seni?
Alışkınsın, pencerende yağmur da yağar, fırtına da kopar.
Alışmalısın, pencerende güneş de doğar, kuşlar da cıvıldar.
—
Kafamın içinde sohbetteyim.
Laf lafı açıyor her seferinde, susturmak namümkün. İsteyen de yok zaten bunu.
Konuşun bakalım, dökün içinizi, sövün yeri gelince, susmayın hiç.
Kahkahası boldur zihnimin, gıdıklamayı sever kendini.
Uğruna düşlediğim çok fikrin zihnimin gıdıklandığı anlarda çıktığı da şüphesiz.
Özellikle son 2 senedir kafa yorduğum çok fikir var. Teatisini yapmak için kafa kafaya verdiğim çok insandan da ‘olmaz, dön sen bu yoldan’ duymuşluğum da.
Birkaçı, söylendiği gibi, dönülmez akşamın ufkunda yine sınırları zorlarken tepe taklak oldu. Olması gerekiyordu ve oldu. Ders aldım mı, evet. Zannediyorum ki evet. Bu derslerin sağlamasını, ‘bakın ben hatamdan şu dersi aldım’ diyerek yapmam mümkün değil ta ki yeni bir girişimde bulunup, aynı noktaya gelip başka bir yolu tercih edene kadar. Ödevlerim olacak ki, çıkarımlarım da olsun.
Hayalkırıklığı yaşadığım fikirlerin sonunda önce elbette çok büyük bir ümitsizliğe kapılıyorum. Ters psikoloji ile, “düştüğüm yerden kalkacağım!” aydınlanması hemen gelmiyor bana. Katlanması zor bir durum çünkü insanın kendini motive etmesi dünyada belki de ulaşılabilecek en zor zirvelerden biri. Kimi zaman bu zirveleri tırmanmak öyle zul gelir ki, “keşke fiziksel bir şey olsa da, aç susuz kalsam, ayaklarım kopsa yorgunluktan” dedirtir.
İşte son 2 senedir, bir tanesini özellikle zorladığım idealler peşinde katsayısı yüksek zul anları yaşamaktayım. Ve zirveyi tırmanmamı geciktiren en zor etkenler, 21.yüzyıl dünyasında her an boy gösteren geç kalmışlık hissi, motivasyonu tek başına sağlamak ve yalnız hissetmek gibi bireysel özellikler.
—
Çok sevdiğim bir özelliğim var. Kendime uzaktan çok iyi bakıyorum. Bazen teleskopla bazen uzak gözlüğüyle ama illaki uzakta bir köşeden, başka birine bakar gibi, onu kritik eder gibi. İyi bakarım, iyi eleştirir ve yaptığımı da iyi yıkarım.
Bu aslında bir kusur da sayılabilir. Acımasızlığın dozunu ayarlamak zordur kendine karşı.
Düştüğünde önce kendine vurmak, daha sert eleştirmek, bazen alıp savurmak gibi öfke yansımaları, acımasızlık eşiğini kademeli olarak yukarı taşır.
Son 2 senedir, düştüğüm ne çok an oldu.
Ve sürpriz değil, aynı yerden daha iyi kalktım.
Acımasızlık işe yaradı ama en çok da o kanattı.
Bu öğretmen bana, sanırım çok da iyi gelmedi.
Fakat gün bitti, zamanlar geldi ve geçti.
Ayaktayım.
Daha iyi hissederek, daha emin olarak, daha sakin kalarak, daha çok kabul ederek, kendimi bilerek, sınırları çizerek, tutunmadan ama temas ederek, kilitli kapıları açarak, açılmayanı kapatarak, tat alarak…
Düştüğüm yerlerin izini de silmedim üstelik.
Kim bilebilir, orayı yine ziyaret edebilme ihtimalim her zaman olacak.
Bana Fransa’da mereng yaptıran yumuşak ele minnetim baki fakat onu hep yanıbaşımda, baş ucumda görmek istiyorsam, önce kendi ellerimle kazımam gereken yerler olduğunu hatırlamam da kafi.
-
Sıkışmış hissediyorum.
Duaya sığınıyorum.
Hayal ediyorum.
Geçmişimden aldığım tüm yakıtları, geleceğimin yollarına harcıyorum.
Geçirdiğim özel anları zihnimde döndürüyor, döndürüyor, ucu bucağı olmadan, kendimi uyutana dek döndürüyorum.
Hava 45 derece, Ağustosun ortasındayım, saat 15:24 kan ter içinde kalmışım. Çölde vaha arar gibi su arıyorum. Gözüm dönmüş susuzluktan, masanın üstünde koca bir bardak soğuk su. İçtiğim ilk yudum. Bu hissi bilirsiniz. Muhteşem bir tattır, şükretmenin ne kadar sıradan anlara bel bağladığını gösteren, vicdan yaralayan o tatlı andır. Lıkır lıkır içilen suyun her damlası önce dudaktan geçiyor ve yeni rotası, damakta biten boğazın uzun ince yolu oluyor. Geçtiği her zerrede soğukluğun akışını hissediyorsun. Midene inene değin, şelale gibi akıyor, dolandıkça dolanıyor damarlarında serin dokusu.
Geçirdiğim güzel anları işte böyle, kana kana hatırlatıyorum kendime.
Benim biricik, eşsiz vaham oluyorlar.
Zihnimde yarattıkça benimle daha çok var oluyorlar.
Kurduğum her hayale özel biriktirdiğim insanlarla, çok daha güzellerinin yaşanacağını biliyorum.
İnancımın ötesinde, biliyorum çünkü insanlık hayaller üzerine inşa edili.
Aklına düştüyse, yaparsın.
Bir sonraki adım için heyecanlanabiliyorsan, gücü olan bir insansın.
Geç de kalmadın.
Benim gibi.
Her birimizin kendine ait bir yolu var.
Senin 20 yaşında geçtiğin o yolda ben ilk kez yürüyecek olabilirim.
Benim 15 dakika sonra gerçekleştireceğim hayale sen 60 yaşında gelebilirsin.
Ben düşerim, sen kalkarsın.
Sen yürürsün, ben koşarım.
Zamanımız da parmak izlerimizden farksız.
Özelsin, özel geldin. Özel git.
Yol çok, yeter ki git.
—
Hem zaten, neydi; yola çıkan kişi nereye ulaşabileceğini, ancak yürüyüp, yolu aşıp vararak bilebilirdi.
Yol, yürünmeden bilinmezdi.
—
Kendime soruyorum, seni ne tutuyor?
Seni alıkoyan şey para mı? Şu anda çuvallar dolusu paran olduğunu düşün, geriye ne kalıyor? E hadi, seni ne tutuyor?
Ailen için bir kaybın mı var?
Arkadaşlarınla sınandığın bir hal?
Ne bu korkunun kaynağı?
SENİ NE TUTUYOR?
Cevabı biliyorum. Cevabı çok iyi biliyorum.
-
Saydınız mı? Bu gittiğiniz, kaçıncı yol? Daha çok gideceğiz, saymayın.
Hikayenin Heidi’si sizseniz, bu sefer okula gitmeyin, sanayide büyüyün.
Clara iseniz baleyi kenara atın, bisiklet sürün.
Peter iseniz kavuşacağınız kişi sol yarınız olsun.
Ernst dedeyseniz unutun aynadaki kırışan yüzü, botoks yaptırın.
Yani, biz neticeye odaklanalım bu hikayede yine de.
Mutlu sonlar, vardır.
Çünkü koşullar sana bağlıdır.
![]() |
| Madrid, Retiro Parkı. Yürüyen. - Yürüdüğüm sayısız yollardan biri. Ve çok mutlu ediyor beni. |
Kıymeti, bir adımın teşebbüsünde.
Kolay değil.
Kolay değil.
Can sıkıyor, omuzlara dert yüklüyor.
Bazen ağlatıyor, yönsüz de bırakıyor. Bir şey söyleyeyim mi?
Çözülemeyecek bir şey değil bu. Hiçbir zaman da olmadı.
Ya sabır çekeceksin, çizeceksin üstünü.
Bazen ağlatıyor, yönsüz de bırakıyor. Bir şey söyleyeyim mi?
Çözülemeyecek bir şey değil bu. Hiçbir zaman da olmadı.
Ya sabır çekeceksin, çizeceksin üstünü.
Bir adım daha atacaksın, yürüyeceksin yolunu.
“Böyledir yaşam,
Düşersin yedi kez
Kalkarsın sekiz kez.
Asporça.



Yorumlar
Yorum Gönder