épinard

Önce çalsın arkada: 

Une Belle Histoire - Michel Fugain 

N’oubliez Jamais - Joe Cocker

Sunny - Paul Carrack

Bonus : Save Room - John Legend




Önümde kaç kilo geldiğini bilmediğim bir ıspanak yığını duruyor.
Kökleri, tozu toprağıyla bir ıspanak ancak bu kadar haşmetli bir ıspanak olabilir dedirtenlerden.
Öyle ki yıkaması saatler, günler, aylar sürecek belli, görür görmez kafamın üzerinde içi sayısız üç nokta dolu kocaman bir düşünce balonu oluştu bile.
Önce ilk adım. Ayıklıyorum.
Her ayırdığımın içinden toprak birikintileri düşüyor tezgaha. Her düşen parçalanıyor, parçalanan tozlara dönüşüyor.
Çarşıdan aldığım bir, eve gelince bin oluyor.
İlk 5 ıspanak tanesi tezgahı kahverengiye buladı bile. Geriye kaldı tahmini 100 tane.
Başladığımda saat 10’du, akreple yelkovan çok tur döndü.
Tezgah boydan boya kahverengi ve koyu yeşil hakimiyeti altında. Ayrılan ıspanakların başları bir kapta, kökleri ayrı. Temizlendiler, kurumak için hazır olda beklemeliler.
Yıllar geçti, ömrümden çalınan bu zamanın intikamını nasıl alırım bilmiyor ve başa geleni çekiyorum.
Şu anıma eşlik etsin de beni doyursun diye ayırdığım çokça ıspanağı sotelemeye başlıyorum.
-
Fransızca ezberlediğim ilk şarkıydı ‘une belle histoire’. Melodisinden de kaynaklı, zor olmadı hiç tekrarlarımın sıradanlaşması. Güneşin kendini tatlı tatlı hissettirdiği bir günün sabahında, sıcak bir rüzgar vururken mutfağımın duvarlarına, yine bir tekrarın ortasındayım. 
Ben şarkılarımı yüksek sesle söylüyorsam, ya evdeyimdir, ya evde hissettiğim bir yerde ya da bana ev olan biri/birileriyle.
Şarkımı, yüksek sesle söylüyorum.
“…c'était sans doute un jour de chance , ils avaient le ciel à portée de main, un cadeau de la providence alors, pourquoi penser aux lendemains…” 

Daha yüksek, daha yüksek, en neşeli, keyifli, çocuksu yanımla.

Şanslı bir gündü şüphesiz, gökyüzü parmaklarının ucundaydı. İşte bu kaderin bir armağanıydı, peki öyleyse yarını düşünmek neden?”

Cızzz!

Bu ses ne ve ıspanaklarım nerede?
Saatlerce uğraştırıp beni kramplarla mükafatlandıran ıspanaklarımı arıyorum. Tavamda 3 sarımsak tanesine eş boyda yeşil ve şekilsiz bir şey duruyor. Torbalar dolusu küçük ormanım, şuncacık bir yaratık artık.
Küçük çapta bir kalp teklemesiyle, yüksek sesle söylediğim şarkım arabeskleşiyor.
Ispanak, diyorum kendi kendimebir dil olsaydı Fransızca olurdu.

Yazılışında klavyeye rastgele basılmış gibi duran uzunca bir harf karmaşasının, okurken 2 harfe indirgenip söylenmesi gibi bir Fransızca illüzyon bu.
Ispanak, sebze dünyasının küstah Fransız’ı.

Yumurtalarımı kırıyorum, tuz, biraz da lor ve susam ile günün ilk şaşkınlığını atıyorum üzerimden. Keten tohumu kilidi henüz açılmadı.
Nasıl da lezzetli oldu.




Toprağın tüm nimeti bedenimde sanki.
Farkını gösteriyor, kendisinden söz ettiriyor ıspanak.
Zor olmasına kapılıyorum ya zaten. Aslına ulaşmak için temizlenmesi, özen gösterilmesi, dikkat edilmesi gerek.
Beni çok heyecanlandırdı, intikam yeminimi bozuyorum.
———
Yaşım daha çok küçük. Evde kimse yok. Kimseye “nasıl yapacağım ben bunu” diye ulaşmak istemiyorum. “Ne lazım şimdi, sarımsak ya da pul biber?” Damak zevkime güvenim ezelden, nereye ne girer, denklemimi her koşulda çözerim. Çözemezsem de yeni bir denklem üretmeye hazır ve nazırdır iştahım.
Ispanağın tabağımıza gelene kadar yaşadığı hiçbir süreci hatırlamıyorum. Naz yapıyorum belki. İlgimi çekmemiş, yazılmamış zihnime ya da yazılanı kenarda tutmuş, deneyimimi kendime saklamışım zamanında kullanayım diye.
Zamanı gelmiş.
Özen gösteriyor, bana şifa olacak olana emek veriyorum. 
Nasıl doyasıya yiyorum. Tadına varıyorum. Doymuyorum. Yenisini de yapmıyorum.
Yeterli olanın ne olduğunu biliyorum. Tadımlık gibi az, doyumluk gibi çok.
Yaşım 10 ya da 11.
Ispanakla yeniden tanışıyorum.
Kendi ellerimle hazırlanmış ıspanakla, ilk kez tanışıyorum.
Sıradanlıktan uzak kaldığı için bir sebzeye şapka çıkartıyorum.
Aç gözlü insanlığım kendini hatırlatıyor, “akşama ıspanaklı kek mi yapsam” diyorum.
Ispanağı rahat bırakmıyorum.

———

20 sene ötesi.
Ispanak hala çok kıymetli.
Müdana ettiklerim listemdeki nadir şeylerden, en lezzetlisi.
Fransızcam birinciliği İspanyolcaya kaptırmak üzere.
Ve biraz kızgınım.

Alacağın olsun Temel Reis.
Hep yedin, göstermedin hiç ıspanak nasıl temizlenir.


Asporça.




Yorumlar

Popüler Yayınlar